Gazze’den Güney Afrika’ya yapılan tartışmalı charter uçuşu, Gazze’den zorunlu göç ve “gönüllü ayrılış” söylemi üzerinden yürütülen etnik temizlik tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
Luay S. Cuma sabahının erken saatlerinde Johannesburg’a indiğinde üzerinde iki pantolon, iki gömlek, iki ceket vardı. Eşi ve iki küçük çocuğu da aynı durumda. Elinde sadece bir plastik poşet taşıyordu. “Bize, normal valiz almamıza izin verilmeyeceği söylendi,” diye anlatıyor telefonda. “Her şey hafif, şeffaf poşetlere sığmalıydı; biz de evraklarımızı, ilaçlarımızı ve şarj kablolarımızı o poşetlere doldurduk.”
Luay, Gazze’den gelen ve özel bir charter uçuşuyla OR Tambo Havalimanı’na inen 153 Gazzeli mülteciden sadece biri. Bu uçuş, G20 zirvesinden sadece birkaç gün önce Güney Afrika makamlarını tam anlamıyla krize sürükledi. İsrail’i 2023 sonunda Uluslararası Adalet Divanı’na taşıyan ülke, şimdi de İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun hedeflediği, olabildiğince çok Gazze sakininin “gönüllü ayrılışının” gerçekten ne kadar gönüllü olduğu sorusuyla yüzleşiyor. Bunun yanında, Gazze’den zorunlu göç sürecinden şeffaf olmayan şirketlerin ve kurumların ne ölçüde kâr ettiği tartışılıyor.
Aylar süren belirsizlik
Gazze’de uluslararası bir yardım kuruluşunda çalışan Luay ve ailesinin savaş bölgesinden Güney Afrika’ya uzanan yolculuğu, altı ay önce sosyal medyada tek bir tıklamayla başladı. “Facebook’ta bir ilan gördüm,” diye hatırlıyor 35 yaşındaki Luay. “İlanda, ‘Hemen tahliye organizasyonu yapıyoruz, bu linkten başvurun’ yazıyordu.”
İlan, kendi tanımına göre “insani bir organizasyon” olduğunu iddia eden, çatışma ve savaş bölgelerindeki Müslüman topluluklara “yardım ve kurtarma operasyonları” sunduğunu söyleyen Al-Majd Europe adlı yapının sayfasına yönlendiriyordu. Luay, pasaport fotokopilerini yüklüyor, aile bireylerinin isimlerini ve bilgilerini sisteme giriyor.
Sonrasında ise aylarca süren bir belirsizlik başlıyor. “Beni arayıp İsrailli yetkililerin güvenlik soruşturmasına başlayacağını söylediler.” Güvenlik incelemesi tamamlandıktan sonra yeni bir telefon geliyor. Yakında bir uçuş olacağı ve “İlgileniyor musunuz?” diye soruluyor. Aile için istenen ücret 8000 dolar, kişi başı 2000 dolar. Ödeme ise kripto para birimi USDT ile.
Luay uzun süre tereddüt ediyor; anne babasını ve arkadaşlarını Gazze’den zorunlu göç sürecinde geride bırakmak istemiyor. Ancak ateşkesin kalıcı olmayacağına inanıyor. Sadece hayati tehlikeyi değil, şu anda Gazze’de neredeyse tamamen durmuş olan çocuklarının eğitimi konusunu da düşünüyor. Sonunda ödemeyi yapıyor. Kararını, tanıdıklarının kısa süre önce benzer bir düzenlemeyle Endonezya’ya ulaşmış olmasının da etkilediğini söylüyor. “Evet, bir servet ödedim,” diyor Luay, “ama bir hayat için bakınca bunun bir anlamı kalmıyor.”
İsrailli-Estonyalı iş insanının rolü
Bütün bunlar yaşanırken, Luay henüz hangi ülkeye götürüleceğini bile bilmiyor. Yine de Gazze’den zorunlu göç sürecinde Güney Afrika’nın olası hedef ülkelerden biri olduğunun farkında; çünkü Güney Afrika, Filistinlileri vizesiz kabul ediyor. Bu uygulama, iktidardaki African National Congress (ANC) partisinin, apartheid rejimine karşı yürütülen özgürlük mücadelesi sırasında Filistin Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) verilen destek için bir teşekkür jesti olarak hayata geçirilmişti.
İsrail’de yayımlanan bir gazetede yer alan haberlere göre, Al-Majd Europe’un arkasında İsrailli-Estonyalı bir iş insanı bulunuyor. İsrail Savunma Bakanlığı bünyesinde çalışan “gönüllü göç ofisi”nin, Gazze’den ayrılışları koordine etmek için bu yapıyı orduya önerdiği aktarılıyor. Al-Majd, kendisini 2010 yılında Almanya’da kurulmuş bir kuruluş olarak tanıtıyor ve Doğu Kudüs’te ofisleri olduğunu iddia ediyor. Ancak söz konusu haberlerde, bu yapının orada resmi olarak kayıtlı olmadığı belirtiliyor. Kuruluşun internet sitesinin de ancak bir yıl önce yayına girdiği vurgulanıyor.
Yine de yolculuk ilk bakışta “işliyor” gibi görünüyor. Geçtiğimiz çarşamba günü, Luay ve ailesi gün ağarırken belirlenen bir buluşma noktasından alınıyor. Gazze ile İsrail arasındaki Kerem Şalom sınır kapısında yapılan güvenlik kontrolleri üç saat sürüyor. “Pasaportlarımızı cihazlarla taradılar, sonra otobüste beklememizi istediler,” diyor Luay. “Ardından geçişimize izin verdiler.” Yaklaşık üç saatlik yolculuğun ardından daha önce Endonezya’ya ve Güney Afrika’ya benzer uçuşların da kalktığı Ramon Havalimanı’na ulaşıyorlar.
Güney Afrika Cumhurbaşkanı kabul ve soruşturma emri veriyor
Daha Ekim ayının sonunda aynı havalimanından kalkan bir uçak, içinde 176 Filistinli mülteciyle Güney Afrika’ya inmişti. Buna rağmen yetkililer, yeni grubun Cuma günü Johannesburg’a inişinde şaşkınlık yaşadı. Yolcular, pasaportlarında İsrail çıkış damgası olmadığı gerekçesiyle resmi açıklamalara göre yaklaşık on iki saat boyunca uçakta tutuldu.
Luay, “Al-Majd ya da başka organizasyonlar aracılığıyla ya da çeşitli büyükelçilikler üzerinden daha önce Gazze’den ayrılan birçok arkadaşımın pasaportunda da damga yoktu,” diye anlatıyor. “Bazılarının pasaportu bile yoktu; kimlik veya doğum belgesiyle tahliye edilmişlerdi.”
“Neredeyse tüm günü uçakta geçirdik,” diyor Luay. “Sıcak, dar bir kabinde, çocuklar, hasta ve yaşlı insanlar, çok sayıda kadın… İçeri mi alınacağımızı yoksa geri mi gönderileceğimizi bilmiyorduk.” Güney Afrika basınında yer alan haberlere göre, polis, hava yolu şirketine mültecileri geri götürmesini dahi bildirmişti. Ancak Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, özellikle hükümetinin İsrail’e yönelttiği sert eleştiriler düşünüldüğünde, aksi halde ikiyüzlülükle suçlanacağının farkında olarak, grubun kabul edilmesi talimatını verdi.
Cumhurbaşkanı, mültecilerin “bir şekilde gizemli bir biçimde uçağa bindirildiğini” kabul ediyor. Yine de onların “savaşın parçaladığı bir ülkeden geldiklerini” vurgulayarak “onları geri çeviremeyiz” diyor. Ancak, Gazze’den zorunlu göç süreciyle ilgili güvenlik kaygısı taşıyan Güney Afrikalılara hitaben, “tam teşekküllü bir soruşturma” yürütüleceğinin altını çiziyor. Yaklaşık 130 kişi, ülkeye giriş teklifini kabul edip 90 gün geçerli bir vize aldı. Şimdilik iltica başvurusu yapıp yapmayacakları belli değil. Yaklaşık 20 kişi ise doğrudan başka ülkelere geçti.
İzin tartışması ve diplomatik gerilim
Uluslararası bir haber kanalının aktardığına göre İsrail, bu uçuş için Güney Afrika’dan resmi izin alındığını savunuyor. Ancak Ramaphosa’nın sözcüsü, bir gazeteye yaptığı açıklamada, “Böyle bir izin yok. İsrail hükümeti yalan söylemeye devam ediyor,” diyerek bunu açıkça reddediyor.
Pazartesi günü ise Güney Afrika Dışişleri Bakanı Ronald Lamola, benzer uçuşları gelecekte engellemek istediklerini duyuruyor. Bakan, sosyal medyada paylaştığı açıklamada, söz konusu uçuşu, “Gazze ve Batı Şeria’daki Filistinlilerin etnik temizliğine yönelik net bir gündemin parçası” olarak nitelendiriyor. İsrail tarafı ise bu suçlamaya henüz kamuoyu önünde bir yanıt vermiş değil.
Güney Afrika hükümeti, ülkedeki güçlü Filistin yanlısı lobinin ve özellikle de ülkenin en büyük yardım kuruluşlarından biri olan, aynı zamanda Gazze’de de faaliyet gösteren Gift of the Givers adlı yapının baskısı altında. Kuruluşun kurucusu Imtiaz Sooliman, bu uçuşu “İsrail’in yürüttüğü etnik temizliğin bir parçası” olarak nitelendiriyor. Yaşananları bir tür zorunlu göç olarak tanımlıyor ve insanların çaresizliğinin, Gazze’den zorunlu göç sürecini finanse eden “İsrail bağlantılı paravan yapılar” tarafından maddi olarak sömürüldüğünü savunuyor.
Gift of the Givers, Gazze’den gelen mülteciler için kısa sürede barınma imkânı sağlıyor. Luay ve ailesi şimdilik Johannesburg’un güneyinde yer alan küçük bir şehir olan Roshnee’de yaşıyor. İltica başvurusu yapıp yapmayacağına henüz karar vermiş değil. “Şu an elimizde 90 günümüz var, vizemiz o kadar süre için geçerli,” diyor. “Durumu ve koşulları değerlendiriyoruz.”
Ancak Luay için tek bir şey kesin: Bir gün mutlaka Gazze’ye döneceğini söylüyor. Ona göre, tartışmalı charter uçuşları, yüksek ücretler ve Gazze’den zorunlu göç tartışmaları ne olursa olsun, memleketine geri dönme arzusu değişmeyecek.








